Page 21 - Hava İş 106
P. 21

EMEĞİN ÖNCÜLERİ




               uçakla Sabiha Gökçen'e gelmesi, Bakırköy'deki bir
               insanın trafik varken Tuzla'ya gelmesinden daha
               kısa sürer. Sabiha Gökçen’den 15 dakikada Tuzla
               tersaneler bölgesine gidebilir hatta Yalova'ya
               yarım saatte gider. Gemisini ziyaret eder, görür
               ve tekrar döner. Tekrar uçağa binmek suretiyle
               öğle yemeğine Atina'ya yetişme şansı vardır.
               Türkiye'nin böyle bir konumu var. O yüzdendir ki
               bizim ayağına bastıklarımız ses vermiyor da onların
               maşalarından ses çıkıyor. Mesela, Almanya niye
               karşı çıktı havalimanına, bunu düşünmek lazım.
               Frankfurt Havaalanı’na gittim, gördüm. Frankfurt
               Havaalanı çok büyük ve merkezi bir alan; ama
               bizim havaalanımız 5 Frankfurt Havaalanı kadar
               olacak. Bütün dünyanın odak noktası üçüncü havalimanımız olacak. Hava-İş'e de buradan baya bir görev
               sorumluluğu çıkacağı kanaatindeyim. Yeni iş yerleri, yeni çalışanlar ve inşAllah yeni üyeleri olacaktır…


               Emekçi hakkını alabiliyor mu? Evet, güzel bir soru bu. Önce şunu söylemek lazım, bizim de ana hedefimiz
               olan emeğin hakkını alın teri kurumadan emekçiye verilmesidir; çünkü Peygamber Efendimiz, işveren ve işçi
               arasındaki muazzam dengeyi bu bahsini ettiğimiz hadis-i şerifle bizlere bildirmiştir. Buna tüm işverenler
               mümkün mertebe uymaya çalışmalıdır. Bu dengeyi konuşurken işveren ve iş piyasasının da öznel durumuna
               bir bakmalıyız tabii. Türkiye'de bir işsizlik var, bu aşikâr ve kaçınılmaz. O yüzdendir ki bizim sanatımızın karşılığı
               olan ücretimiz, emeğimizin karşılığını tam ifade etmiyor. Bizim yaptığımız işin karşılığı Türkiye’de 0,50 cent ise
               aynı iş Avrupa'da 3-4 dolarla ifade ediliyor. Yani Avrupa bizden 6 kat, 8 kat daha fazla işçilik ödemek durumda
               kalıyor, o yüzden Avrupa tersanelerin birçoğu kapanıyor. Armatör, Avrupa'da 30 milyon Euro'ya yaptıracağı
               gemiyi Türkiye'de 20 milyon Euro’ya yaptırabiliyor. Ayrıca gemi inşaatında biz işçilik olarak çok iyiyiz. Dünyada
               gemi işçiliğindeki kıdem ortalama 13 sene dolaylarındayken, bizde 19 seneyi geçti. Bizim mavi yaka bir işçimiz
               başında bir amir veya mühendis olmadan da yapacağı işi en iyi şekilde yapabilme bilgi, beceri ve kapasitesine
               sahip; ama Avrupa’da öyle değil, gidip gördüğüm için biliyorum. İşçilik kıdemleri düşük. Avrupa’da işçi,
               yapılacak işin ya sürekli resmine bakma ihtiyacı hissediyor ya mühendise, ustabaşına soruyor. Türkiye'de o
               noktada şu var: Elemanlar yetişmiş, yapacağı işi biliyor ve en iyi şekilde yapıyor. Nasıl ki Boluluların yemek
               yapma konusunda maharetleri varsa Türk emekçisinin de işçilik anlamında yüksek kabiliyeti var. Hülasa,
               teknolojide geriye düştüğümüz Avrupa karşısında işçilik tecrübesi ve maliyet açısından skoru eşitliyoruz
               diyebilirim.


               İş sağlığı ve güvenliğinin hayati bir öneme sahip olduğu, ağır şartlarda çalışan bir meslek alanı olarak
               gemi ve ilişkili sektörlerde alınması gereken bir tedbir, bir yenilik var mıdır? İşverenlerin uygulaması
               gereken; ama sıklıkla ihmal edilen yahut geliştirilmesi gereken acil bir konu var mıdır?


               Önceleri, işlerimizin çok olduğu dönemlerde Anadolu'dan gelmiş ve hiç gemi görmemiş, hatta denizi hiç
               görmemiş işçilerimiz vardı. Bu kardeşlerimizin çıktığı en yüksek yer, 2 metrelik erik ağacı, bilemediniz

                                                                                                      19
   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26