Page 20 - Hava İş 106
P. 20
EMEĞİN ÖNCÜLERİ
bitene kadar kızağa çıkarma şansınız yok. Bir havuza alacaksınız, havuzda suyu boşaltacaksınız, işlem bir
günü geçecek… Onlar öyle güzel yapmışlar ki bizdeki domuzdamı dediğimiz kızakların üzerine gemi, suyun
altında oturduktan sonra hidrolikle kaldırabiliyor ve sadece bir tek rıhtım deniz suyuyla ıslanmış oluyor.
Teknoloji böyle bir şey. Bu sistem bizim hiçbir tersanemiz de yok maalesef.
Aslında ben, mesleğim itibarıyla toz altı ve gaz altı kaynakçısıyım. Türkiye’nin ender ustalarından birinin
yanında yetişmiştim. İlk kendi kendine kaynak yapabilen robot makinaları, akrep robot makinalarını Japonya
ziyaretinde görmüştüm. Tokyo'ya gece varmıştık. Otel odasından baktığımda ileride çok ışıklı bir yer gördüm.
İstanbul’da bizim evden (Üsküdar) İnönü Stadı gözükürdü, onun gibi çok ışıklı bir ortamdı. Herhâlde gece maçı
oynanıyor diye düşündüm; fakat ertesi gün ziyaret için oraya gittiğimizde 24 saat çalışan bir tersane olduğunu
gördüm. Tabii çok dikkatimi çekti, bizdeki tersanelerde çok az branşta vardiya vardır. Onun dışında sabah 8,
akşam 5-6 çalışılır. Gece çalışması yoktur; fakat onlar öyle bir ışıklandırma ve düzen kurmuşlardı ki, Japonlara
sorduğumda bana “Biz bu kocaman yatırımı 8 saate mi sığdıracağız, 24 saat bu yatırımı kullanmamız lazım.”
demişlerdi. Ki, haklılardı da. Maalesef biz bunu tersanelerimizde gerçekleştiremedik, buna muvaffak olamadık.
Belki bu kadar büyük bir iş kapasitemiz yok; ama kabiliyetimiz var kesinlikle.
Japonya’da dikkatimi çeken başka bir husus ise, işe giriş çıkışlarda kart basma uygulaması yoktu. Bizim
işyerlerimizde kayıt altına alınması için giriş ve çıkışta kart basılır. Orada bunu görmedim ve sordum, “Niye yok
böyle bir uygulamanız?” diye. Cevap şöyleydi: “Bizde öyle bir ahlaki anlayış var ki, eğer işçi işe gelmişse o işçi
işten hiçbir zaman kaytarmaz, çalışır.” Ben utandım işin açıkçası. Bizde kart basarsınız sonra ustabaşı kontrolü
olur, olmadı mühendis… Oradakiler ülkeleri için çalışıyorlar, ön planda bu var. Yani onların dini anlayışından
değil, vatan millet aşkına çalışıyorlar. Ahlaki boyutları bu şekilde. Biz de bu seviyeye gelebilirsek ülkemizin
kalkınmasına faydamız olur.
Şöyle bakıyorum, 2007’de Ulaştırma Bakanı’nın ve Çalışma Bakanı’nın olduğu genel kurul kongresinde açılış
konuşmamda “Biz artık Avrupa'nın boyunduruğundan çıkalım, Türkiye'de kendi savaş ve uçak gemilerimizi
biz yapalım.” dediğimde o günün Deniz Ticaret Odası Başkanı toplantıdan sonra bana, “Ya Başkan nasıl
yapacağız, kolay mı uçak gemisi yapmak?” demişti. Aradan 10-11 sene geçti. Bugün uçak gemisi Türkiye'de o
kişinin tersanesinde yapılıyor! Demek istediğim, her sahada vizyoner olmamız şart! Bakınız mesela, Türkiye'de
depolama çok ucuz. Bütün Avrupa'nın depolanması tahmin ediyorum ki yeni havalimanı ile Türkiye'ye
geçecek. Türkiye'den de diğer ülkelere transfer sağlanacak. Türkiye, kargo taşımacılığında yeni havalimanı
sayesinde çok büyük bir kazanç elde edecek. Bu kazancın karşısında olanlar havalimanına da karşı çıkarlar,
Marmaray'a da karşı çıkarlar. Bu bir zihniyet kavgasıdır! Maalesef ki Türkiye'mizde böyle düşünenler var
ve böyle düşünenlere benim tavsiyem şudur: Biraz pencerenin yakınından baksınlar. Onlar pencereye çok
uzaktan baktıkları için sadece pencerenin boyu kadar dışarıyı görüyorlar; ama cama ne kadar yaklaşırsanız
dışarıyı görme şansınız o kadar fazla olur.
Bu toplantıya gelmeden önce bir başka toplantıdaydım. Yabancı ülkeden konuklar vardı, ülkelerine tersane
kurmak istiyorlardı. Onların en büyük sorunu Avrupa ve dünya müşterilerinin ülkelerine ulaşımıydı.
Türkiye'nin en büyük avantajı, Avrupa'ya çok yakın bir konumda olması. O yüzden herhangi bir armatörün
ki dünya taşımacılığının yüzde 35’i Yunanistanlı armatörlerdir, sabah Atina'da evinde kahvaltısını yapıp
18

