Page 23 - Hava İş 106
P. 23
EMEĞİN ÖNCÜLERİ
Yukarıda bahsettiğim konuların dışında kimi zaman da sevindirici gelişmeler olmuyor değil tabii. Mesela, yeni
örgütlü olduğum bir işyerinde kapıdan girişte bir şey gördüm: ilkyardım için şok cihazı. Şaşırdım, işverene
sorduğumda bir tane idari binanın kapısında bir de atölyenin ortasında varmış. İşçilere eğitim aldırmışlar,
kalp krizi geçiren bir kişiye ilk müdahale orada yapılabiliyor. Çok hoşuma gitti. Daha önce başka hiçbir yerde
görmemiştim, sedye var, sedyenin yanında şok cihazı... Yanılmıyorsam 4-5 bin Euro’luk bir cihaz. Yani iki tanesi
10 bin Euro olsa bugün 60 bin lira eder maliyet. 60 sene boyunca kullanabilirler onu. Bu süre içerisinde bir
ihtiyaç olması hâlinde, bir kişiye bile bu şok cihazıyla müdahale edilirse ve bu da o kişinin hayata tutunmasına
vesile olsa bu tedbir, bunun ne kadar büyük bir şey olduğunu varın siz hesap edin. Diğer tüm işyerlerine de bu
cihazdan edinmelerini tavsiye ettim. Ha, ziyaretlerimde dikkat ediyorum dinleyen olmuş mu diye; ama henüz
aksiyon alan bir yer olduğunu görmedim, onu da buradan belirtmeliyim.
Bazı sendikalar, değişen yasa ve şartlarla kimi zaman üye sayısında olağan dışı bir artış-eksiliş
yaşayabiliyor. Örneğin bir dönem kapanan Haliç Tersanesi, İzmir Alaybey Tersanesi ile birlikte bazı
iş lokasyonlarının TSK Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devriyle bir dönem Dok Gemi-İş de ciddi üye
kaybına uğramıştı. Fakat genel seyre baktığımızda sendikaların üye sayısında düzenli bir azalma söz
konusu. Burada ciddi bir sorun var demek! Bu durumda bir suçlu aramak doğru olur mu? Varsa sizce kim
suçlu? Sendikalar mı?
Az önceki sorunun cevabı, evet! Depremi bahane ederek bizim örgütlü olduğumuz iki büyük iş yerimizi
Pendik Tersanesi’ni ve Alaybey Tersanesi’ni “Deprem oldu, buraları askeriyeye veriyoruz.” lafzıyla o iş yerlerini,
iş kolunu değiştirmek suretiyle bizim elimizden aldılar. Üyelerimizin tamamı istememesine rağmen o günkü
şartlarda maalesef bunu bir KHK ile bir gecede yaptılar. Kısa bir süre sonra da Haliç ve Camialtı Tersanesi'nin
özelleştirilmesi, özelleştirilmiyorsa kapanması gündeme geldi. O gün itibariyle, yani 99 yılında UYAP sayımın
yüzde 99’u kamu, yüzde 1'i özel sektördü. Bu değişim sonrasında zaten üye sayımız üçte bir oranına kadar
düşmüştü. Tersaneler elimizden gittikten sonra zaman içerisinde özel sektörde şu anda 40’a yakın tersane,
yat yapan yerler, liman ve depo olmak suretiyle 40 ayrı iş yerimiz var ve üyelerimizin yüzde 99,5’i özel sektör
oldu. Bu geçiş kolay olmadı. Kamudan özel sektöre geçiş, anlatımı çok kolay olsa da yapı itibariyle sendikaların
bu yapıya ayak uydurması biraz zor oluyor. Çalışanlarımız açısından da zor oldu, bizler açısından da zor oldu
ve büyük maddi problemler geldi peşinden…
Bugün evet 40 tane ayrı iş yerinde örgütlenmemiz, teşkilatımız var. Hepsi özel sektör; ama şöyle bir genele
bakıp dünle karşılaştırdığımızda sendikalarla konfederasyonların üye sayılarında ciddi bir azalma var. Son bir
iki senede biraz toparlanma gösterse de bugün 13 milyon çalışanın olduğu bir yerde eğer 1,5-2 milyona yakın
sendikalı varsa burada bir çelişki var demektir. Avrupa’daki sendikalara bakıldığında çalışanların neredeyse
tamamı sendika üyesi; ama bizde maalesef öyle değil. Evet, bunun çeşitli sebepleri var, bunların başında biz
sendikacılar da geliyoruz. Demek ki biz sendikalar olarak iş hayatı içerisindeki işlevimizi, emekçi için olmazsa
olmaz varlığımızı tam manasıyla anlatamamışız. Bizdeki sendikanın topluma yansıyan anlamı-görüntüsü
de biraz farklı aslında. Sendikalar ideolojik görülüyor, bu sefer de ideolojiden kaçanlar zaten sendikalara
yanaşmıyor. Bu durumda ideolojiden kaçmayanlar, yani ideolojik olanlar da kendine gidip o sendikalarda yer
buluyor. İşçisiyle, işvereniyle, sendikasıyla aslında bizim şöyle düşünmemiz lazım: Hepimiz birer parmağız
ve ancak beşimiz bir araya gelirsek yani işveren olacak, işyeri olacak, işçi olacak, iş olacak, sendika olacak o
21

