Page 24 - Hava İş 106
P. 24
EMEĞİN ÖNCÜLERİ
zaman ancak yumruk olabiliriz, o zaman güçlü olabiliriz. Bunu anlatabildiğimiz işyerlerinde sendikalar olarak
teşkilatlanabiliyoruz. Bunu anlatamadığımız işyerleri de var elbette. Bir yerde, çalışanların yüzde 60’ı sendika
üyesi olmuştu, işveren durumdan haberi olduğunun ertesi günü üyelerin tamamını işten çıkardı. Mahkemeler
devam etti, yargı karar verdi, hepsi işe iade davalarını, sendikal davalarını kazandılar. İşveren iadelerini almadı.
İşçiler 4 artı 12 maaş kazandılar, avukat onlardan para kazandı; ama burada kaybeden sendikalar ve işveren
oldu. İşverenin bize iki toplu sözleşme döneminde toplu sözleşmenin getirisi ile birlikte verebileceği haklar arttı.
Parayı 16 maaş olarak işçilere verdi. Demek ki o işverene biz derdimizi anlatamadık. Tabii bu bahsettiğim işveren
Türk değil, yabancıydı.
Peki, Başkanım buna ilaveten başka bir şey daha sorsak, gelişen iş hukukunun sendikaların çalışma
alanlarına bir noktada da olsa müspet manada tesir etmesinin, işçi-sendika arasındaki iletişime bir etkisi
vardır diyebilir miyiz?
Etkili olur tabii; ama şöyle bakmak lazım, kanun içerisinde, sendikaya üye olduktan sonra işçinin işten atılmama
garantisi-koruması var mı yok mu buna bakmak lazım. İşçi esasında buna bakacaktır: “Ben sendikaya üye
olduğum zaman işveren beni işten atar mı, atamaz mı?” Atamayacağını anladığı zaman sendikalara katılım
olacaktır. Şu anda bizim hukukumuzda bu yok; ama tabii Avrupa'da hiçbir yerde de yok. Ona bakarsak hukukun
içerisinde abesle iştigal görünüyor. İşverenin böyle bir hakkı yok. Çünkü bu kanunları çıkartanlar mecliste her
zaman çoğunluk. Şu anda Meclis'te 3 yahut 4 eski işçi kökenli, sendikacı kökenli milletvekili var. Baktığımızda
600 kişide 3, yani her 200 milletvekilinden biri sendikacı, işçi kökenli diyebiliriz. Bu sayının çok daha fazla olması
gerekiyor; çünkü kanun bu kişiler eliyle oluşuyor, icra ediliyor. Sonuç az mı? Hayır, eskiden bu da yoktu, “amcamın
oğlu zor buldu” diye bir hikâye var ya. Yani eskiden bu da yoktu, işe iade diye bir hüküm yoktu. Hepten sendikadan
uzaktılar, şimdi en azından öyle değil.
Bir de sendikalarda sirkülasyon çok oluyor. Sendikacı 4 seneliğine seçiliyor, seçildiği ilk bir sene adaptasyon,
ondan sonraki bir sene toplu iş sözleşmesi, ondan sonraki sene tam hazırlık derken son sene seçimlere giriliyor.
Bir de o ekibin seçimi kaybettiğini düşünürseniz sıfırdan alıyorsunuz. Bunun örneği olan sendikalar var, üye
sayılarında yüzde 1 artış bile söz konusu değil…
Kanunda herkes sigortalı olduğu gibi sendikaya da
üye olacaktır diye bir düzenleme getirilirse işte o gün,
sendikaların önü de açılmış olur; fakat devlet bunu
istemiyor. Açıkça söyleyelim devlet, doğası itibariyle
karşısında hiçbir şeyin büyük bir güç olmasını istemez.
Bu derneklerde, sendikalarda, siyasi partilerde adını
ne koyarsanız koyun her yerde devlet bugün yanında
olabilir; ama bu yarın karşısında olabilme ihtimalini de
ortadan kaldırmaz. Hiçbir kurumun çok güçlü olmasını
istemez. Sendikaların da çok güçlü olmasını istemez.
Devletin bu tutumunda elbette ki tarihsel bir tecrübe
22 de söz konusudur…

